Wednesday, December 12, 2012

12.12.12

Ne gündü ama... Tibet'in gençlik pınarı egzersizimle başladım. Sonra sıkı bir kahvaltı ve ondan sonra işlere koyuldum. Hızlandıkça hızlandım . İşler yağıp durdu. Öğleden sonraki toplantıya yetişirken, takside banka transferi yapıyordum. Toplantı, hoş ve boştu doğrusu. Sonrası gene koştur koştur.

Sonra uyanış ve sevgiyi kutlama etkinliği için annem ve babam ile buluştum. Füsun da daha sonra katıldı. Salon özellikle arkalara doğru " bana yer kalmayacak,duymayacağız , nasıl bir organizasyon bu, gibi mırmırlanmalar ve endişelerle doluydu". Tipik İstanbul.. kısıtlı zaman, kısıtlı kaynak, yetişememe sendromları..

Sonrası ise harika, tekrar dengelendim,dengelendik. Seda Bağcan ile hep beraber şarkılar ve mantralar söyledik. Tüm salondaki enerji yükseldikçe yükseldi. Bu kadar kalabalık bir grubun daha önce bu şekilde bir araya geldiğini ve beraber meditasyon yaptığını görmemiştim.  Benden.. bize geçtim, geçtik... Akışa bıraktık.
Uyanış bu olsa gerek...:-)




Wednesday, November 28, 2012

Hediyeni Ver

Birden yazasım geldi.:-)
Bir iki haftadır aklımda olan bir şeyi paylaşmak istiyordum sizlerle.
İki hafta önce, geçen sene yarım kalmış transformal nefes seminerini bitirmek üzere Antalya'daydım. Daha önceki yazılarımda da paylaşmıştım transformal nefesi.
"Arınma" sürecim bu seminerde de devam etti.:-)

Bu arada ben yavaş yavaş anlamaya başladım ki her seminerin, oturumun, topluluğun kendine göre bir enerjisi var. Orada beraber bir şeyler yapıyor olmak insanın topluluk dinamiğiyle, bakış açılarıyla, enerjisiyle kendine tekrar tekrar bakmasını sağlıyor. Bu sefer ben de teslim olamama,öfke duyguları yoğundu. Egom kuvvetli şekilde dürtüp durdu beni. Bunun farkına vardığım anda yavaş yavaş rahatlamaya başladım.
Artık seminerin sonuna doğru dengemi tekrar bulduğumda, son seanslarda aklıma " insanlara hediyelerini ver düşüncesi gelip durdu". İnsanlara sarılıp onlara sana şunu vereyim, sana da bunu vereyim gibi duygular içindeydim. Tesadüf bu ya o tip bir törenle de semineri bitirdik.:-)

Bu duygu bir kaç gün içinde fikir olarak gelişmeye başladı ve sürekli zihnimde gidip geldi. Önce Antalya'da havaalanında Füsun ve Defneye hediye alırken, daha sonra Havaş servisine bindiğimde "Ah hediyeleri kabinde nasıl unuturum" derken. Gene Havaş servisinde arkadaşlara Charles Eisenstein'ın "Kutsal Ekonomi" adlı kitabını ve kitapta önerilen hediye ekonomisinin ne olduğunu anlatırken ....

Evet, o hafta üst üste sanki hediyeleri hatırlamam için konu dönüp dolaşıp farklı şekillerle geldi durdu karşıma. En son Füsun'un AÇEV için son 4 haftadır yaptığı 1. sınıflardaki çocuklara kitap okuma işini bana anlatırken kafama iyice yerleşti. Füsun bu işi yaparken öyle enerji doluyor ki her Cumartesi gönüllü olarak erkenden kalkıp gidip çocuklara kitapları canlandırarak anlatmaktan büyük keyif alıyor. Ne güzel hediye çocuklar için ne güzel hediye Füsun için. Çocuklar ve Füsun'un arasında harika bir ilişki oluştuğu belli Füsun'un hikayelerinden.

Ve .. ne kadar da yapmayı ihmal ettiğim bir şey. Oldukça kendime dönük bir adam olarak çok çalışmam gerek bu konuda .. Neyse ki Charles Eisenstein'ın kitap yetişiyor imdadıma. "Sistem bizi insanlardan ne alırız diye ilişki kurmaya öyle şartlamış ki, vermeyi unutuyoruz ". Yani kollektif bilinç çok güçlü, kapılmamak için önce farkındalık lazım.


Bir sonraki yazımda kitaptan biraz daha bahsetmeyi düşünüyorum ancak merak ederseniz aşağıdaki link bir fikir verebilir.

 


Wednesday, September 26, 2012

Erenköy Bahçe, son durum.

Yaz başından beri, işte son durum,işte son durum.. anlatırım diye bir sürü resim çekip duruyorum bir türlü yazamıyorum.

Neyse şimdi yavaştan başlıyorum o zaman:-) Şöyle 4 ayı bir özetleyeyim :-)


24 Nisan- Çilek,Karakafes,Melisa ve Lavanta

Blitz'i Nisan'da yapmıştık. Duvarın yanında ki yaklaşık 20 m2'lik alanı sebze bahçesi olarak seçmiştik ve ön bahçeden kesilen şimşir yapraklarıyla malçlayıp fidelerimizi şaşırtmıştık. Fidelerin bir kısmı İpek Hanım'ın çiftliğinden siparişle getirmiştik. Bir kısmını da(Bakla, fasulye,mısır,mercimek) organik diye bildiğimiz tohumlardan çimlendirerek elde ettik.

Nisan sonu gibi sebzeler boy atmaya başladı. Refik'in bahçeden getirdiğimiz Karakafes otu ve Melisalar yerlerine alıştı. Bunlara, ben bir de Zeytinburnu tıbbi bitkiler bahçesinden getirdiğim lavanta,misk adaçayı ve
İstanbul kekiğini ekledim.



Baklalar
Mayıs sonu gibi baklalar ve fasulyeler çiçek vermeye başladı. Mayıs, benim ve Halil Ağabey'in bahçeyle en çok ilgilenebildiği ay oldu.

Apartman halkı pek girişmedi doğrusu. Uzaktan izlemeyi tercih ettiler nedense. Bir de "Mithat Bey, ne zaman sebze yiyoruz?" gibi bekleyişteydiler.

Sulama için apartmanın arkasında daha önce açtırılan kuyu suyunu kullandık. Bahçe tam anlamıyla coşmaya Mayıs ayında başladı.








Hügel Kültür'ün üstünde domates ve patlıcan fidanları. Yan tarafta
kışdan kalma ıspanaklar tohumluk için bekliyor

Hügel kültür oldukça verimli bir alan oldu diyebilirim. Üstünde ne kadar fidan varsa güzelce serpildi.

Bitkiler büyümeye başladıkça, bahçedeki en kalabalık yiyicilerden salyongoz abilerlerle tanışma fırsatı bulduk. Ne matrak daha önce salyongozlara sevgiyle bakarken artık  bahçeden dolayı bakış açım değişti. Adamlar durmaksızın fidanları yiyebiliyorlar. Patlıcan ve domateslere pek dokunmadılar ama fasulye ve baklaları, bir rahat bırakmadılar. Ben de önce kül sonrada tuzla karşı hucuma geçtim:-)



Şifalı bitkiler havuzu
Bahçede bazı bitki yerlerini insan yaşamına ve ışığa göre ayarlamıştık. Ne yazık ki çoçukların toplarını hesaba katmamıştık. Şifa havuzundaki  Gümüş düğme,Biberiye ve Lavantayı top darbelerinden mort olmuş durumda buldum. Çocuklara her ne kadar anlattıysam da aralarından anlamayanları top atışlarına devam ettirdiler. Buradaki kalanları da uygun bir zamanda başka yerlere kaydırmayı düşünüyorum.
Kuzey köşedeki şifalı otlar; Melisa'nın keyfi yerinde,Lavanta da fena değil

Ağustos sonuna geldiğimizde bahçede durumlar değişti. Benim işlerin yoğunluğu,Halil Ağabeyler'in 3 haftalık tatile gitmesi bahçenin başıboş kalmasına yol açtı. Aslında bitkiler hemen durumlarını belli ediyorlar.




Neyse bu sene patlıcan dışında pek sebze yiyemedik ama sebze ve şifalı otlar dışında çok yıllıklarda kayıp yok henüz.Bu aralar sebzelerden tohum alıp saklama denemelerine başladım.Aynı zamanda bu sene ki diğer Permablitz bahçeleri ve arka bahçe için kışlık tohumlar çimlendirmeye başladım. Yaparak öğrenmek gibisi yok. Bakalım bu tohumlardan ne kadarını yeşertebileceğim.

Haziran'da aldığım Ispanak, Eylül'de aldığım domates, sırık,çalı fasulye tohumları.


.


Thursday, April 26, 2012

Ve sonunda arka bahçemizi Permablitz'ledik

Yazıyı yazmak için geciktim biraz, ama ne yapayım, bu ay yeni işle beraber sıkı bir seyahat temposuna girdim. Planlarıma göre, iş çok bastırmadan arka bahçeyi "permablitzci" arkadaşlarla son haline getirmek vardı. Veee geçenlerde Pazar günü giriştik bahçeye, öyle de güzel giriştik ki.

Önce yemek.. Didem ve Deniz sağ olsun, bol bol resim çektiler.

Saat 10:00 da insanlar gelemeye başladı. Ekip sanırım 20 kişi vardı. Önce bir kahvaltı, sonrasında planlar ve gruplara ayrılıp işleri yapmaya koyulduk.

İlk ekip hügel kültür alanı için çalıştı. Burada oldukça fazla iş gücü kullanıldı. Önce toprak 15 -20 cm derinliğinde kazılarak, bahçedeki odun ve dal parçaları oluşan çukura gömüldü. Üstüne 3-4 aydır apartmandan artırdığımız soğuk kompost eklendi. Daha üstüne, dallar, üstüne toprak sarmaşık ve yeşillikler,onun üzerine gene toprak..



Bir Hügel kültür çalışması. Bol odun, yeşillik, üstüne toprak.



İkinci grup sebze yatağı oluşturdu ardından apartmanın ön bahçesinden budanan şimşirleri keserek yapraklarını sebze yatağına ekledi(malçlama).




3.ekip de ot spiral'i ve çalı çit ile uğraştı:-)

Çoçuklar: Tüm gün neşeyle çalıştılar:-)




Günün en matrak olayı ise tüm bahçeyi bitirdikten sonra, komşularımızdan bir tanesinin hügel kültür alanını mezara benzetmesiydi. Adamcağızın meğerse korkusu varmış, tümseklere karşı. Nereden bilebilirdik ki;-) Daha sonra tasarımı değiştirerek bu meseleyi hallettik.




İşte fotoğrafı çeken Deniz dışında tüm ekip.
Bakalım fideler yavaş yavaş, boy atmaya başladılar....Heyecanla bekliyoruz.:-)

Thursday, April 5, 2012

İstanbul seni hapsetmiş

Geçen gün arkadaşımla konuşurken enteresan bir adamdan konuşmaya başladık. Adam Fransız, Lafarge'ın eski Genel Müdürlerinden biri, bir süre Çanakkale taraflarında zeytinyağı işi yapmış, şimdi ise İstanbul'da isteyene arkatipik tarot bakıyor:-). Ben böyle konulara açık bir insan olarak tabi ki atladım ve Füsunu da çekiştirerek adamın kapısına dayandım. Tarot derken fal bakıyor falan sanmayın. Bütün olay sizin bu dünyadaki olası amaçlarınız ve şu anda yaptıklarınız arasında ne kadar uygunluk var, onu sunmak. Bir bakıma "bizim korkularımızdan,ön yargılarımızdan, egomuzdan arınmış hayatımızı nasıl olabileceğini anlatıyor. Aslında güzel açıklaması sayfalarında var. Bakınız:-)
http://greenmanscreations.com/2010/11/17/archetypal-tarots-of-awakening/

Ben adamda güzel bir enerji hissettim. Neyse, inanırsınız, inanmazsınız:-), ayrı konu. Benim gelmeye çalıştığım mesele, adam özet olarak ikimize de "İstanbul yerine daha küçük bir yere taşının, ufak bir iş kurun, büyük değil." dediğinde son derece rahatsız olmamız. Ben "ya çocuk?, ya eğitim?" dedim. Nicolas "bu konuda ön yargıların olabilir mi?" dedi. "Yani nereden biliyorsun, gittiğin yerde daha iyi bir öğretmene rastlamayacağını? Hem uzaktan eğitim vs.. var."

Biz aslında çok önceden pek çok insan gibi şu Istanbul'daki durumumuzu sorgulamaya başlamıştık. Hep deli bir koşuşturma,hep zamansızlık,hep bir stres, sinir hali. Genede şehirden vazgeçememe.
Bizim İstanbul'daki durumumuz o meşhur maymun tuzağına benziyor:-)

"Asya’da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır.
Bir hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa bağlanır.
Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı kadar büyüklüktedir, yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz.
Maymun tatlının kokusunu alır ve yiyeceği kavrar, ama yiyecek elindeyken
elini dışarı çıkartması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el, bu yarıktan dışarı çıkamaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner ama kaçamaz. Aslında maymunu tutsak eden birşey yoktur. Onu sadece kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir."


Aslında İstanbul'un öyle bir enerjisi varki, gerçekten büyüsüne kapılmamak zor. Öte yandan şehir sanırım kendi krizine girdi girecek.
Geçen gün şirketteki arkadaşlardan biri, şirkete ulaşım için kullandığı Metrobüs'den bunalmış, son derece şairane bir mail yazmış ve bir de altına "Ekümenopolis-City without Limits" filminin fragmanını iliştirivermiş.
Ben de "sürdürülebilir yaşam film festivalinde" seyretmiştim. Hatırlamak güzel oldu. Seyretmeyenler için filmin fragmanını ekliyorum.  
Kim bilir belki Nicolas haklıdır. Belki de İstanbul'un güzelliklerini yaşayıp tüm bu karmaşadan uzak olma yolunu buluruz. Göreceğiz:-)

















Monday, March 26, 2012

Farkında Olmalı İnsan


Geçtiğimiz hafta uzun denilebilecek bir aradan sonra tekrar işe başladım.Kıtalararası işe ulaşım ve hareketli bir sektör:-) Bir yandan da permablitz ve diğer uğraşlar.. Haydi bir durayım şimdi ve uzun bir nefes alayım. Sonra Can Yücel'in şu şiirini okuyayım (Sağolsun Füsun paylaşmış) yoksa zihin alacak götürecek beni bir oraya bir buraya..


Farkında Olmalı İnsan…
Kendisinin, Hayatın Olayların, Gidişatın Farkında Olmalı.
Farkı Fark Etmeli, Fark Ettiğini De Fark Ettirmemeli Bazen…
Bir Damlacık Sudan Nasıl Yaratıldığını
Fark Etmeli.
Anne Karnına Sığarken Dünyaya Neden Sığmadığını
Ve En Sonunda Bir Metre Karelik Yere Nasıl Sığmak Zorunda Kalacağını
Fark Etmeli.
Şu Çok Geniş Görünen Dünyanın, Ahirete Nispetle Anne Karnı Gibi Olduğunu
Fark Etmeli.
Henüz Bebekken ‘Dünya Benim!’ Dercesine Avuçlarının Sımsıkı Kapalı
Olduğunu, Ölürken De Aynı Avuçların ‘Her Şeyi Bırakıp Gidiyorum
İşte!’ Dercesine Apaçık Kaldığını
Fark Etmeli.
Ve Kefenin Cebinin Bulunmadığını Fark Etmeli.
Baskın Yeteneğini
Fark Etmeli Sonra.
Azraillin Her An Sürpriz Yapabileceğini,
Nasıl Yaşarsa Öyle Öleceğini
Fark Etmeli İnsan
Ve Ölmeden Evvel Ölebilmeli.
Hayvanların Yolda Kaldırımda Çöplükte
Ama Kendisinin Güzel Hazırlanmış Mükellef Bir Sofrada Yemek Yediğini
Fark Etmeli.
Eşref-İ Mahlukat (Yaratılmışların En Güzeli) Olduğunu
Fark Etmeli.
Ve Ona Göre Yaşamalı.
Gülün Hemen Dibindeki Dikeni, Dikenin Hemen Yanı Başındaki Gülü
Fark Etmeli.
Evinde 4 Kedi 2 Köpek Beslediği Halde
Çocuk Sahibi Olmaktan Korkmanın Mantıksızlığını
Fark Etmeli.
Eşine ‘Seni Çok Seviyorum!’ Demenin Mutluluk Yolundaki Müthiş Gücünü
Fark Etmeli.
Dolabında Asılı 25 Gömleğinin Sadece Üçünü Giydiğini, Ama Arka
Sokaktaki Komşusunun O Beğenilmeyen Gömleklere Muhtaç Olduğunu
Fark Etmeli.
Zenginliğin Ve Bereketin, Sofradayken Önünde Biriken Ekmek
Kırıntılarını Yemekte Gizlendiğini
Fark Etmeli.
FARK ETMELİ.
Ömür Dediğin Üç Gündür,
Dün Geldi Geçti Yarın Meçhuldür,
O Halde Ömür Dediğin Bir Gündür,O Da Bugündür.

CAN YÜCEL

Tuesday, March 13, 2012

Topraklanmak-2

Permablitz grubuyla, bizim apartmanın arka bahçesindeki bahçe için ilk permablitz buluşmamızı yaptık. Ardından tasarım toplantımızı da bitirdik. Ne yalan söyleyeyim bu sene apartman yöneticisi olmamın, bu işte bir kolaylaştırıcı etkisi oldu :-)) Başka türlü cesaret edemeyebilirdim. Sağolsunlar, Deniz ve diğer permablitz üyelerinin desteği de gelince, haydii başlaa...
 Niyetimiz bu işi şehrin ortasında, hatta bir apartman bahçesinde olabileceğini göstermek. Niyet işin yarısı, gerisi çalışmak:-) Bakalım ne olacak:-)
Aslında ben bahçede daha önceden biraz ekip,biçme çalışmalarına başlamıştım,elim toprağa değsin, diye. Hatta Etiler'deki bahçeden getirdiğim, bir kaç karalahana fidesi ile tohumdan denediğim ıspanaklar tutmaya başladı. 
Şimdi, ekipçe bahçenin daha büyük bir kısmını permakültür prensiplerine göre tasarlayıp tekrar yapacağız.

Minik Kara lahana:-)

Ekip; her zamanki gibi bilgili,dinamik ve bu işe gönül koymuş insanlar. Bilgilerimizi paylaştığımız ilk gün bahçede keşif gezisi ve tanışma toplantısı yaptık. İkinci toplantı da bahçenin neresinde ne olur, neler yaparız diye konuştuk. Tasarımı yapan arkadaşın getirdiği taslak üzerine, ilk bahçe fikrimizi aşağı yukarı yerleştirdik.
Ayrıca tohum bombasını Didem'in bize öğrettiği şekilde salonun ortasındaki büfede yaptık. Çılgınca ama sonucunu düşününce heyecanlı. Ayrıca çok eğlenceli de:-)

İşte ekibin bir kısmı tohum bombası yaparken
Tohum bombasını oluştururken biraz kil ve bahçede havalandırma ve azot toplama görevini yapacağını düşündüğünüz bitki tohumlarını kullanabilirsiniz. Biz tere,çörek otu,maydanoz ve maş fasulyesi karışımı kullandık.


Defne ile tohum bombalarını sallarken.

 Uygulama için şimdiden heyecanlanıyoruz:-)